Image Image Image 01 Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

Sosyal Medya

Scroll to Top

To Top

Blog

Londra’da Doğum Fotoğrafı Çekmek

Tags | , , , , , ,

Yaklaşık bir ay önce bir telefon aldım. “Şubat ayının 29 da Mylo adında bir bebeğim olacak. Londra’ da doğum yapacağım yurtdışına çekime gelir misiniz?” diye.

Telefonun öbür ucundan gelen ses samimi neşe dolu bir sesti. Yine de bunun şaka olabileceği kafamı kurcaladı. 4 yılda bir yaşanan bir günde doğum ve de bu doğum Londra da…

Daha sonra Betül’le ( ve de çok sevdiğim kardeşi Tuğba’yla ) studyomda buluştuk. Çok eğlenceli hamilelik fotoğrafları çektik.

İşte o anda inandım. Londra’ya gidiyordum…

***

İstanbul da kar yağdıkça yağdı. Betül bir süre dönemedi. Biz de ara ara konuştuk. Bir gün bana Türkiye deki doktorunun Normal Doğum yapabileceğini bunu düşünmesi gerektiğini söyledi. ve ekledi ” Londra’ ya 4 sefer var İstanbul’dan bence normal doğumada yetişebilirsin”

Zaman zaman şehir dışı çekimlerim oluyor. Bilgi almak için Bursa’dan Ankara’dan İzmir’den soruyorlar. Bu çekimlerin bir çoğu Düğün Hikayesi ama Doğuma hatta Normal Doğuma gelebiliyor musunuz diye soranlarda yok değil. Açıkçası böyle bir riski almayı çok istemiyorum. Çünkü İstanbul öyle bir şehir ki bir günü planlamak mucizeyle eşdeğer.

Konuşmadan bir hafta sonra Betül İngiltere’ye döndü. Yine mail, mesajla konuşmaya devam ettik. Fakat günümüz yaklaştıkça Betül’ü daha erken bir doğumun beklediğini farkettik.

Ayın 17′sinde bir doğumdan yorgun argın eve döndüğüm bir saatte Betül aradı heyecanla. “Burçin pazar günü doğuruyorum ve yarın uçağa atlayıp gelmen gerekiyor! ”

Cuma günü saat 18.00 sularında elimde anahtarlar kapının önünde kala kaldım. Saatime baktım ve hemen eşimi aradım.

” Gidiyoruz!”

***

Cuma akşamı ve Cumartesi 19.00 kadar yapabildiğim tüm işleri düzenledim. Uçağa kendimizi attığımızda Duracell’in kurulmuş bebeği kıvamında pilim bitti.

Gece Londra’ya indik. Bizi bir araç karşıladı ve otele bıraktı. O karanlıkta yoldaki ilk izlenim. ” Eyvah şimdi çarpacaklar araca! ” düşüncesiydi. (malum trafik ters bize :) )

Ertesi gün CHELSEA WESTMINISTER HOSPITAL da sabah 8.00 de çekime hazırdık. Sırtımda makinem hastanenin önünde bir fotoğraf tagledim instagram fotoğrafı olarak “at Chelsea Westminister Hospital” diye :) İnsan ömründe kaç kere böyle bir tecrübe yaşar ki!

***

Doğum anı, Ameliyathane, doktor, hemşire, hastane hizmeti gibi farklılıkları ve deneyimi tek tek yazacağım. Ama önce bu güzel seyahati anlatmak istiyorum.

***

O gün doğum saatimiz değişince biz de Nothing Hill nası bir yermiş gidip görelim dedik. Şansımıza pazarın olduğu bir günmüş. Soğuk havaya rağmen akşam doğum saatine gelene kadar karış karış gezdik. Almadığımız her nesneye dokunarak bizden bir dokunuşluk iz bıraktık.

Sonrasında hastaneye geri dönüş ve bildiğimiz süreç başladı.

***

Ertesi gün Lonra kazan biz kepçe durumundaydık. Eski bir arkadaşımız bizi elektronik bisikletinin arkasına attı ve 10 saatlik Londra turu yaptık. Gece olunca Londra daha bir güzel olduğundan ben şaşkına dönüp battaniyeye sarılarak fotoğraf çekmeye devam ettim.

Seyehatimizin bir sonraki günü heryerimiz tutulmuş uyandık. Fakat yine de yılmadık. Betül’ü hastane de ziyaret edip Bath’a dönüş saatimizi öğrenip Soho ya gittik. Bir kaç küçük dükkan güzel tasarımlar ve malesef yüksek fiyatlarla bir o dükkana bir bu dükkana girip çıktık.

Akşamüstü hastane önünden bir araç aldı bizi hep beraber eski fakat güzellikleri bozulmamış bir şehre Bath’ a geçtik.

Betül ve Salman’ın evlerinde 2 gün kaldık. Onların mükemmel ev sahipliğiyle inanılmaz dinlendik.

Perşembe günü dönüş günümzdü. Yenidoğan Fotoğraflarını ve aile Fotoğraflarını bugüne bıraktık. Minik Mylo bize çok fazla izin vermese de harika kareler çektik.

Ve en nihayetinde kürkçü dükkanımıza geri döndük.. :)

***

Bu güzel farklı eğlenceli bir tecrübeydi. Malesef plansız bir çekim oldugu için Türkiye de kalan işlerim oldu. Londra’ya gittiğimde çekeceğim diğer bebeklerse bir sonraki tura kaldı. Yine de elimizden gelenin en iyisini yaptık.

***

Gelelim en çok da meslektaşlarımın merak ettiği deneyime ;

Kendi edindiğim tecrübe kadarıyla yazıyorum. Kesinlikle bir genelleme olarak algılanmasın.

Bizim için çok önemli olan doğum hazırlık aşaması onlar için o kadar da büyütülecek bir mevzu değil. Tabiki hijyen önemli! ama “Ameliyathaneye sedyeyle gitmek zorundasın, fotografçı ve baba sonradan doğuma girer, üstünü şurada giyinir” diye bir durum yok.

Biz ailenin odasında giydik ameliyat kıyafetlerini. Ayağımızda spor ayakkabılarıyla indik ameliyathaneye. ( Sonrada konuyu paylaştıgım bir türk doktor bana hijyenin basılan yerden öte ellerle sağlandıgını o nedenle bizde durumun çok abartıldığını belirtti )

Londra da henüz bir doğum Fotoğrafçısı yok. ( yani benimle birlikte artık var ama.. ) Bu nedenle neyi çekeceğimi çok anlayama hastane çalışanları. Hemsireler Türkiye’den Doğum Fotoğrafı çekmek için geldiğimi duyunca şaşkınlıklarını gizleyemedi. Yani ben Türkiye’nin ilk Doğum Fotoğrafçısı olamadım ama İngiltere’nin ilk doğum Fotoğrafçısı oldum sanırım. Ya da ilk sezeryan doğum fotoğrafçısı :)) artık ne ise…

Dikkatimi çeken en önemli konulardan biri herkesin kendi işinden sorumlu olmasıydı. Fotoğraf konusunda hiçbir tecrübesi olmayan doktorlar ve de hemşireler bana hakettiğim prof. yaklaşımı gösterdi sonunda. ( bu kadar zaman sonra bile Türkiye de hala bizleri azarlayan hastane çalışanları olduğunu hatırlatarak yapıyorum bu açıklamayı )

Ameliyathane de tüm aşamalarda babayla birlikte annenin yanında olmak ve hatta doğum sonrası bebeğin ilk bakımının ameliyathanede yapılması, doğum bitene kadar ailecek birlikte anneye destek olmamız inanılmaz güzeldi.

Sezeryan doğumlarının Türkiye de vazgeçilmezi olan ” bebeği kateter aracılığıyla aspire etmek” diye bir olay yok gördüğüm. Bebek yüzüstü yatırılarak bu sıvıyı kendi çıkartabiliyor zamanla.

Bebek baş çevresi ölçümü, kilo ölçümü gibi ilk bakım konularının hepsi ameliyathanede yapılıyor.

Eski usul hemşire doğum sonrası bebeğin el ve ayak parmaklarını sayıyor.

En ilginç olan doğum sonrası için size doğumdan önce bir soru soruluyor. ” Bebeğinizi nasıl karşılamak istersiniz? ” ben bu soruyu önce anlamadım. Sonra öğrendim ki anne teması denen bir durum var. Bebek doğduktan sonra giydirilmiyor, herhangi bir şeye sarılmıyor. Annenin göğsüne konularak odaya o şekilde geliyor. Ve ilk yarım saat bu şekilde anneyle tanışmasına olanak sağlanıyor.

Emzirme ise bizde hemşirelerimizin abarttığı gibi ” aman kan şekeri düşer aman emmedi pompa kapıp gelin” şeklinde değil. Nasıl emzirmesi gerektiği anneye gösteriliyor ve sonrası tamamen anneye bırakılıyor.

Bunlar dikkatimi çeken farklı uygulamalardı. Bir de eve, yani Bath’ a döndüğümüz günden bir sonraki gün sabah zil çaldı. Yapılı bir teyze gördüm kapıda. Hemşireymiş. Bu uygulama devletin sunduğu bir uygulamaymış. Bebeğin evdeki durumunu, anneyi görmeye geliyorlar. Hemşire anneye, bebeği nasıl emzirmesi gerektiğini, evin hangi ısıda olması gerektiğini, bebeği nasıl giydirmesi gerektiğini anlatıyor.

Gönül isterdi ki Türkiye’de de bu hizmeti devlet sağlasın ama nüfusumuzu düşününce bunun imkansız olduğunu ve bu hizmetin özel bir hizmet olarak kalmaya mahkum olduğunu da anladım.

Dolu dolu bir hafta, eşsiz bir tecrübe yaşadım. Çok güzel bir aile tanıdım. Mylo yu bekledim.. Ve yeni bir hayata buradan çok uzaklarda merhaba demesine şahit oldum.

Bir An’i daha dondurdum.

Paylaş

Comments

comments

Burcin Çobanoğlu Photography